çaba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çaba etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Nisan 2022 Pazartesi

Ruh da diyor Güç de diyor

   -1-

Akıl yürütme eğer doğa ile ( yani beyin ve dışarısı ile ) sürekli test edilmiyorsa; yanlış, hastalıklı veya karanlık yerlere götürebilir. Ne kadar zeki olsa da bir akıl, kendi içinde dönüp duruyorsa hiçbir geri besleme veya giriş çıkış alıp bunları kendi içinde döndürdüğü algoritmalarda kullanmıyorsa çok yanlış yerlere gidebilir. Çok güçlü bir işlemci olsa, akıl almayacak hızlarda çalışsa fakat hiçbir giriş çıkışı olmasa, ne işe yarar? Ürettiği algoritmalar yanlış mı doğru mu bilinemez bile, çünkü içinde ne döndüğü bilinemez. İstediği hızda ve kapasitede çalışsın, dışarıdan veri alıp dışarıya veri vermiyorsa, yani doğa ile hiçbir iletişimi yoksa, ne anlamı olur? Bir işe yarar mı? Doğru sonuç üretebilir mi? Giriş çıkışı da olsun, bunları eğer içerisinde döndürdüğü algoritmada kullanmıyorsa gene yaptığı çıkarımlar doğru olmaz. Bu da yetmez, t1 anındaki girişleri aldı kullandı bir bilgi çıkardı, peki ya bu bilgi t2 anında geçerli değilse? Peki t3? t4? Aynı bu örnekte olduğu gibi, tek bir örnekten tümevarım yaparak genelleme yapılamaz, çünkü giriş ve çıkışlar sürekli ve hem doğrusal olmayan ( yani belirli bir oranda artıp azalma veya toplanıp çıkarma ile modellenemeyen ) hem de rastgele ( belki bilmediğimiz için rastgele, belki de modelini çıkaramadığımız için ) değiştiği için bilginin sürekli değişmesi gerekiyor ki kullanılabilir, güvenilebilir, işe yarayabilir veya doğruya mümkün olduğu kadar yakın olacak şekilde tahmin edilebilir olsun. Aynı şekilde akıl da böyle, dışarıdan gelen ve dışarıya gidenler ile sürekli test edilip güncellenmesi gerekiyor, yoksa yanlış bilgiler sanki doğruymuş gibi gelmeye başlayabilir, çünkü eğer bu beyin zeki bir beyin ise, zekasına güvenip yanlış bilgileri doğruymuş gibi kabul ederek kendi kendini körleştirip bunun farkına bile varmayabilir. Tek başına akıl yürütme, eğer dışarısı ile ( doğa - ya da her şey? hayat? )  hiçbir iletişimi yoksa, zeka ne kadar keskin olursa olsun, çok yanlış sonuçlar çıkarabilir ve bunlar doğruymuş gibi kabul edebilir ve bu kabulü yaptığını bile anlamayabilir.  

 -2-

İşyerinde ve evde insanlar tamamen farklı rollere bürünüyorlar. Doğal olarak böyle oluyor çünkü işyerindeki ve evdeki ortam birbirinden tamamen farklı yerler. Takım elbiseli ders anlatan koskoca profesörü evde pijamayla hayal edince çok garip oluyor değil mi? İkisi de aynı insan fakat farklı ortamlarda farklı rollere bürünüyorlar. Tabi bu durumda eve iş getirmeyip evin huzurunu bozmamak da önemli çünkü işyerindeki insanların amacı, davranışları, hareketleri ve rolleri evdekilerden çok farklı. Mesela işyerinde adam dandik bir markanın ürününün en kalitelisi olduğuna inanmış ( nasıl manipüle edildiği tipinden ve hareketlerinden bile belli olur bazen ) bir şekilde karşına gelebilir. Bu durumda ne yapacaksın? Adama mantıklı açıklama yapsan bile inanmaz, çünkü muhtemelen dandik marka, mantıklı açıklama yapılarak kaliteli olduğu anlatılmamış, bir şekilde inandırılmış. İstediğin kadar mantıklı açıklama yap, fark etmez, saçını başını yolarsın. ( Beklemek de bir çözüm, çünkü dandik ürün uzun yıllar çalışamayacak ve patlayacak. Tabi başka seçenekler de var. Çünkü beklemek her zaman optimum çözüm olmayabiliyor. ) Ne yapacaksın? Önce adamı gözlemleyeceksin, Adamın tipi nasıl? Vücut dili nasıl? Hareketleri nasıl? Yüz ifadesi nasıl? Ses tonu nasıl? Bakışları nasıl? Senin dediğin hangi sözden hangi şekilde etkileniyor? Toplayabildiğin kadar veri toplayacaksın, ya hızlıca onun düşünmesine bile fırsat vermeden bir açığından girip yerleştirmek istediğin düşünceyi yerleştireceksin ya da gözlemlere devam edeceksin, zıt düşüncelerinden, kötü veya duygusal olarak kötü hissettirecek sözlerinden mi duygusal olarak daha çok etkileniyor yoksa övgülerinden, iyi ve güzel sözlerinden mi? ( Bu durumdan duruma, sözden söze göre de değişebilir. ) Çünkü insan kendini bir duyguya kaptırdığı zaman düşünmeden karar verebiliyor. Karakteri nasıl? Acaba suyuna mı gitmeliyim yoksa tartışmaktan mı hoşlanır? Herhangi bir temel ihtiyacı eksik mi ( uykusuz, aç, susuz? veya mutsuz? ) buraya neden gelmiş olabilir? Tabi her bir aşamada çok iyi dinlemek gerekiyor, sadece sözlerini değil de o sözleri söyleyen beynin içindeymiş gibi, sanki bu sözleri söylerken ki duyguları yaşayan kişi senmişsin gibi ki ayna etkisi ile ona ' hmm, benim gibi birisi' düşüncesini yerleştirip daha sonra ikna edebilme şansını arttırabil. Bunlardan hiçbiri işe yaramayabilir de, anlatmakla olmaz, sürekli deneyerek yıllarca tecrübe kazanmak gerekli. Bu konuda en tecrübeli olan mesleklerden bir tanesini ( interrogator ) icra eden adamın da kitabında detaylıca anlattığı gibi (1), pratik yapmadan bu beceri asla kazanılamaz, tabi hiçbir beceri pratiksiz kazanılamaz ( akıl yürütme ile yürüye yürüye nereye gideceğin belli olmaz ). Aynı zamanda, bu kadar bilgi ve pratikten sonra, kitabı yazan kişinin de dediği gibi, İş'te edinilen manipülasyon teknikleri asla Ev'de kullanılmamalı, çünkü bu konuda sana yetişememiş olmaları gayet normal olan eş ve çocuklarının hayatlarında derin yaralar açabilirsin, akıl hastalıklarına yakalanma ihtimallerini oldukça yükseltebilir ve bir birey'e yapılabilecek en büyük kötülüklerden birisini; Hayata, İnsanlığa karşı umutlarını ve inançlarını yok etmiş olabilirsin. Hedefsiz ve anlamsız bırakabilir, sadece şikayet eden, yüceltecek veya kendini geliştirecek, hayata atılmasını sağlayacak hiçbir şey yapmayan, zeki de olsa akıl yürüte yürüte suçu hep bir şeylere atıp kendi üzerine asla hiçbir sorumluluk almayan, kendinden gelişmiş birisini görünce hakaret üstüne hakaret kusan bireylere dönüştürebilirsin. Bir insana yapılacak en büyük kötülüklerden birisi de budur. Ev'e asla İş getirmemek gerekir. 

 -3-

 increscunt animi virescit volnere virtus

Nietzche'nin kitaplarından birinde (2) geçiyordu bu cümle, benim hayat mottom diyordu. Okuduğum ingilizce tercümesini yapan kişi, yazar Latince'den  direkt alıntı yaptığı için olduğu gibi bırakmış anlam derinliği gitmesin diye, belki de okuyucunun araştırmasını, düşünmesini istemiştir Nietzsche'nin de yaptığı gibi. Kardeşim Nisa'ya sordum hemen, düşüncelerini paylaşa paylaşa çevirdi, Türkçe çevirisi İngilizce çevirisinden daha iyi oldu, ki Nietzche'nin hiçbir Türkçe çevirisini de beğenmememe rağmen bizimki bence hepsinden de iyi oldu. Dedi ki ' Ruh da diyor, Güç de diyor, yara aldıkça gelişir diyor' Türkçe mis! yorumunu da yapmıştı, bağlaçsız yazabiliyoruz direkt diye. Ekledi sonra, 'Ruh dediği mesela aynı zamanda mantık da demek', 'O güç dediği de aynı zamanda cesaret, adamlık, sağlamlık gibi bir şey'. Şimdi oldu. Hayatın her alanında geçerli olan bir motto değil mi ama? Tüyler ürpertici! Yarı Türk yarı Amerikalı İngilizce hocam söylemişti, kolay yol falan diye beklemeyin hiçbir şey öğrenemezsiniz, kendinizi zorlamanız gerekiyor. Nasıl spor yaparken eğer hafif ağırlıklarla hiç kaslarını ağrıtmadan, kolay kolay çalışınca kasların hiçbir şekilde gelişmiyor, kendini zorlayınca, kaslarını ağrıtınca gelişme gösterebiliyorsan ( kas liflerinin yara alması gerekiyor ki dinlenme sürecinde kendini yenileyip daha güçlü olabilsin, bir dahaki sefere hazırlıklı olabilmek için ) , aynı İngilizce öğrenmek de böyle, oturup çalışacaksın, hata yapacaksın, kendini zorlayacaksın, beynini kullanıp zorlayacaksın, hata yapıp utanacaksın, kötü hissedeceksin, rahatsız olacaksın, benliğin yaralanacak belki, ama hata yaptıkça aklında daha çok kalacak. Kendimi nasıl ifade edebilirim diye düşüneceksin, dinlerken veya okurken bir sürü bilmediğin kelime karşına çıkacak, bunların anlamı ne olabilir acaba diye beynini zorlayacaksın, öğrenirken çıkarım yaparken beynin zorlanacak, başın ağrıyacak, hah işte eğer bunlar oluyorsa öğreniyorsun demek. Yoksa öyle tembel tembel yatarak bir şey öğrenemezsiniz demişti. Mantık? Aynı şekilde, kendi teorilerini ilk paragrafta anlattığım gibi en saldırgan eleştirmenden daha saldırgan bir şekilde eleştirmen ve doğa ile her aşamasında test etmen gerekiyor ki gelişebilsin ( algoritmada giriş ve çıkış verileri dinamik olarak ne kadar kullanılırsa, o algoritma o kadar iyi çalışır. Sürekli ince eleyip sık dokuyarak da algoritmanın sınırlarını, nerelerde çalışamayacağını da test etmek gerekir, her aşamasında doğa ile bilgi alışverişi içinde olması gerekir ), yanlış kısımları budanıp daha iyileri gelişsin, belki yeni gelişen bilgilerinin de yanlış kısımları olabilir, sürekli doğa ile test ederek ( ikinci paragrafta pratik dediğim de buydu ) budaya budaya daha yukarılara ulaşabilsin, köklerin daha derinlere, dalların daha yükseğe çıkabilsin. Kökler ilerlerken karşısına taş çıkabilir, ne yapacaksın? Taşın etrafından dolanabilirsin, taşı delip geçmeye çalışabilirsin, ya da önüme taş çıktı o yüzden yapamadım, diğerleri benden şanslı diye olduğun yerde durup şikayet ederek de hayatını geçirebilirsin, bunların hepsi birer seçenek, tercih senin. Yabancı bir ülkeye iş toplantısı için gittiğinde pasaport kontrolünden geçerken biletini sorar yabancı polis, gösterirsin ' e bunda dönüş tarihi yazmıyor' der ve geçemezsin, ne yapacaksın bu durumda oturup söylenip duracak mısın? Yoksa savaşmaya devam mı edeceksin? Eline baktın ne var? Laptop çantan. Laptopunu açtın, açılmıyor ney? Şarjı yok! Çıkardın adaptörünü bir tane priz buldun taktın açtın maillerini biletini buldun baktın tarih yazıyor mu? Yazıyor, ama Türkçe bu, ya polis kabul etmezse? Fark etmez belki eder, aldın kucağına laptopu çevirdin gösterdin camın arkasındaki polise, bak dedin dönüş tarihi yazıyor burada, güldü polis ve geç dedi. Toplantıya gidebilirsin! Oley! Sonsuza kadar mutlu musun şimdi? Hayır asla bitmez, hayat cihat. Mücadele sürekli devam ediyor. İş toplantısına gideceksin, orada kibar bir şekilde alttan alta tehdit edecekler belki seni işinle ilgili, ne yapacaksın? Ülkemin ekonomisi çok kötü o yüzden iş yapamıyoruz mu diyeceksin? E adam diğer rakiplerin de aynı kötü ekonomi şartlarında çalışıyor ve senden daha başarılılar derse ne diyeceksin? Onlar şöyle kötü ben şöyle mağdurum böyle mükemmelim de aslında işte hep önüme engel çıktı mı diyeceksin? Deme! Seni alçaltır. Onun yerine adamı gözlemlemek daha iyi bir seçenek, bu adamın amacı ney? Daha başarılı olmak, bunun için ne teklif edebilirim? Hangi spesifik problemi tarif edeyim ki onun hem bana çözüm önerisi veya bilmediğim farklı bir fikir verebileceği ve benim de başarımı arttırabilecek ve uygulanabilir bir çözüm- yeni problem- çözüm - yeni problem... zinciri olsun? Sürekli ihanet üstüne ihanet, yalan üstüne yalan, kötü hisler üstüne daha kötü hisler, stres üstüne stres, evde oturup bağımlılıklara bağlanıp yıkık gibi bütün sorunları hayatın bir parçası olan engellere ve zorluklara atmak mı yüceltir, yoksa bu zorluklarla savaşıp savaşıp daha fazla bilgi edinip onları da güncelleye güncelleye devam etmek mi? Yaşamak bu değil mi? Hayat bu değil mi? Kendini fanus içine hapsedersen, Ruh'un da, Cesaretin de, Gücün de yara almazsa, zorlanmazsa, gelişemez ki! Bu durumda Kabil'in yaptığı gibi suçu Allah'ın Habil'e torpil geçmesine atıp ondan nefret etmeye başlayıp hakaret mi kusacaksın senden daha başarılı olanlara? Yoksa senden daha başarılı olsun veya olmasın, senden daha yükseğe ulaşmamış olsa bile belki gövdesi daha kalındır? Belki odunu daha serttir? Belki de dallarının dizilişinde vardır bir hikmet. Ya da meyvesi çok değişiktir, kim bilir, her insandan öğrenebileceğin bir sürü şey yok mudur? Hakaret kusarak iletişim kurmayı engellememen gerekir. Çünkü belki Ego'nun yara almasından korkuyorsun, korkma! Yara aldıkça gelişecek aslında. En iyi sebze ve meyvelerini seçip kurban etmen gerekiyor ki gelecek, doğa, bütün insanlar, evren? Her şey! senden yana olsun. Sadece şimdiyi düşünüp en iyi ürünlerini Her Şey için kurban etmezsen ileride başın belaya girebilir, şimdi hissettiğinden daha kötü hissedebilir, şimdi olduğundan daha başarısız olabilirsin. Bu durumda başarılı olana hakaret kussan da, öldürsen de daha iyi hissetmeyeceksin, tam tersine yaptıklarından pişman olacaksın. Başarı daha fazla başarıyı, başarısızlık da daha fazla başarısızlığı tetikliyor, zinciri bir yerde kırmak gerekli, yara almaya bir yerden başlamak lazım. Yoksa nereye kadar? Anlık zevkler mi sadece hayatın anlamı? Bir dal yaktın biter bitmez canın yenisini isteyecek, sonra bir tane daha ve bir tane daha, sonsuza kadar... Yenisini yakmadan asla stresin azalmayacak, bu durumda dal sana zevk mi veriyor yoksa kendine bağlayıp yeni bir dal yakmaya mı mahkum ediyor? Anlık zevklerle nereye kadar gidecek? Sadece beyninin içine hapsedersen kendini, dışarıyla hiçbir bağlantısı olmazsa, ya başka beyinlerle ya da doğa ile ya da bir kitap? yazı? herhangi bir şey! Beynin tek istediği ne olur? Zevk! Al uyuşturucuyu yak bir dal ya da iç oh mis! E nereye kadar? E tabi bu da bir seçenek, isteyen istediğini seçer, herkesin kendi hayat mottosunu seçmeye hakkı var tabii. Tıpkı zinciri bir yerden kırıp yara almaya başlama seçeneği de olduğu gibi. 


(1) Hartley, Gregory; Karinch, Maryann - How to Spot A Liar Why People Don't Tell the Truth... How Can You Catch Them
(2) Nietzsche, Friedrich - Twilight of Idols, or, How to Philosophize with Hammer 

10 Mart 2021 Çarşamba

Seçilmemiş Kişi

 

Kilo vermek neden bu kadar zor? Aslında bu birçok faktöre bağlı, temel mantık olarak aldığın kaloriden fazlasını yakarsan kilo verirsin, eğer yaktığından fazlasını yersen kilo alırsın. Kalori dediğimiz aslında enerji, suyun bir gramının sıcaklığını bir santigrat derece arttırmak için gereken enerji. Eğer fazlası varsa vücut israf etmiyor üzerinde depoluyor, genetiğe ve birçok faktöre göre farklı yerlerde depolayabiliyor. Erkeklerde genelde bel çevresinde, kadınlarda önce bacaklarda, kollarda öncelikli olarak depoluyor, tabi aslında vücudun her yerinde depoluyor ama kişiden kişiye göre nerelrede daha çok depolayabileceği değişiyor.
Bu durumda kilo vermek veya asıl amaç olan yağ yakmak için ya gün içinde harcanan enerji miktarını arttırmak gerekiyor ya da alınan enerji miktarını azaltmak gerekiyor, en iyisi ikisini birden yapabilmek. Eğer alınan enerji çok azaltılıp yakılan enerji de çok arttırılırsa kısa sürede yağ yakımı garanti oluyor ama bu da vücuda ağır bir yük bindiriyor, kötü hissetme ve sürekli enerjisiz, uykulu olmaya sebep olabiliyor. Yapılacak en iyi şey vücuduna iyi davranmak, yavaş yavaş mümkün olduğunca normalde yediğinden Bir miktar daha az yiyerek ve mümkün olduğunca hareket edip daha fazla enerji yakmaya çalışarak yavaş yavaş yağ yakmak. Tabi bunu yapmak asla kolay olmuyor, bir kere yeme alışkanlıklarından vaz geçmek çok zor, vücut eksiklikten dolayı sıkıntı çekebiliyor. İnsanları görüntüsünden dolayı aşağılama çok fazla olduğundan da, hep hızlı kilo vermek istiyorlar. Bazen de birey en büyük haksızlığı kendisine yapabiliyor, kendini suçluyor ve aşırı baskı yapıyor, bu da istenilen sonuca ulaşmayı çok zorlaştırıyor, hayat kalitesini azaltıyor. Her insan vücudunu sevmeli. İnsan vücudu sadece instagram modellerinin göründüğü şekliyle değil her şekilde güzel, o yüzden vücudunu severek ve saygı göstererek değişimi yavaş yavaş yapmalı ki vücuduna kötü davranmamış olsun. Reklamlara, clickbate’lere asla inanmamak gerekiyor, yok 30 günde bilmem kaç kilo verdi bilmem ne kadar vücut yaptı vs.. İnsanlar bunlara bakıp sonra ben niye bu kadar kilo veremedim? ben niye bu kadar vücut yapamadım? diye düşünüp motivasyonunu ciddi bir şekilde düşürüyor. Asıl önemli olan kısa sürede hızlıca kilo vermek ya da vücut geliştirmek değil, yaşadığımız hayatı daha kaliteli hale getirmek için vücudumuza iyi davranmak. Aynı zamanda yağ yakmak veya vücudunu değiştirmek aslında -kişiden kişiye göre değişim hızı değişse bile- çok yavaş ilerleyen süreçler. Yıllarca spor salonuna gidenler gözlemlendiğinde, ilaçlı bile olsa vücut değişimleri çok yavaş ilerliyor, zaten o kadar hızlı olsa herkes bir ya da birkaç ay zorlar kendini yapardı. Kimse ince kollu ya da göbekli veya kilolu olduğu için suçlu olamaz, bu kişileri aşağılamak en büyük zulümdür fakat şu anki halinden biraz daha iyi olabilir, biraz biraz ilerledikçe yıllar sonra eski haline baktığı zaman bir miktar değişim olduğunu görüp kendisiyle gurur duyabilir ama asla ve asla kısa sürede bu hedeflere ulaşmak mümkün değil. Fitness modellerinin vücutlarını herkes hayal ediyor fakat bunlara çoğu insan ulaşamayacak, fakat düzenli ve sıkı çalışma ile ortalama insandan, hatta yıllar önceki halinden çok daha iyi bir seviyeye gelinebilir.
 Doğuştan güçlü veya doğuştan zeki olmakla övünür birçok insan, fakat bunda övünülecek ne var ki? Eğer gerçekten iddia ettiğin gibi sen seçilmiş şanslı kişi isen, piyango sana vurmuş, senin hiçbir marifetin yok, bir halt becerdiğin yok. Zehirli düşüncelerin ile insanların motivasyonunu düşürmeye hele hiç hakkın yok. Milyonlarca insanın arasından sıyrılmış kişiler hem çok çalışmanın hem de doğuştan gelen yeteneklerinin sonucu oraya ulaşabiliyorlar, tabi aynı zamanda birsürü çevresel faktörün de etkisiyle. Fakat birçok insan, hiç çalışmadan başarılı olduğunu anlatarak övünüyor, yok ben hiç çalışmazdım hep yüksek alırdım. Aslında bunda övünülecek hiçbir şey yok, tam tersine ne kadar dangalak olduğunu gösteriyor eğer kendi iddiası doğruysa, madem o kadar yetenekliydin çalışsaydın da birsürü insanın arasından seçilmiş kişi olarak çıkıp çoğu kişinin tadamadığı zevkleri tatsaydın. Belki sadece kendini avutuyorsun, egonu tatmin ediyorsun ya da karşındakinden aşağılık hissettiğin için kendini avutma yöntemi olarak kullanıyorsun, o zaman senin için üzülürüm. Ya da belki sen idealist birisisin, ne kadar çalışırsan çalış aslında bu senin için asla yeterli gelmiyordur, bu durumda gene sana acırım, çünkü gerçek dünyadan kopmuş birisin.

‘Hiç çalışmadım ama yüksek geldi üniversite giriş sınavı sonucum yüksek geldi’ nasıl oldu? çok zekisin, sorular vahiy olarak mı indi? Hiç ne demek? Hiç mi ders dinlemedin, etüte katılmadın? Belki de insanların çalışmalarını abartmasından dolayı senin çalıştığın az geldi, hafızan da seni yanıltıyor olabilir ya da sadece doğuştan seçilmiş kişi olduğunu sanarak kendi egonu tatmin ediyorsun. Hiç ne demek? Diğer öğrencilere kıyasla toplamda ne kadar çalıştığını karşılaştırmak imkansız, belki test çözmeye beynin daha yatkın, bu durumda az çalışman iyi mi kötü mü oluyor, çünkü madem öyle bir yeteneğin var, çok daha yüksek bir başarı elde ederek birçok imkana sahip olabilirdin. Tembellikten övünerek ego tatmin etmek iğrenç değil mi? Bununla övünerek kendini toksik iğrenç bir zavallı durumuna sokuyorsun, neden bir insan başkalarını dolaylı yoldan aşağılamak için seçilmiş kişi olduğunu iddia eder ki? Gururun da batsın idealistiğin de. Kendine de başkalarına da zarar veriyorsun.