16 Nisan 2022 Cumartesi

Paralel Nöron Yapılanması

  He who cannot obey himself will be commanded. That is the nature of living creatures.

                                                                                                           Nietzsche, Friedrich. 

Rahmetli Dedemin sigarayı nasıl bıraktığını ailedeki herkes biliyordu ama Neden bıraktığını bilmiyorlardı. Bir gün sordum: 'Dede, neden sigarayı bıraktın?', 'Bir gün cebıme koydum paketı içmicem dedım, paket eridi toz oldi hij içmedım bir daha'. Peki Dede, neden bıraktın? Diye tekrar sordum. Hatırladığım kadarıyla dedi ki: ' (Utanarak) Askerde bile dilenmemışım ben, bu beni askerde dilendirdı. ( Bir dal için yalvarmış ve ağırına gitmiş). Eskiden böyle her yerde bakkal yok idi, gecenin köründe benı kaldırmıştır ve taaa maltaya yürütmüştür bu. Benım zihnimi ele geçirir idi, çok rahatsız oldum, o yüzden korktum ve birakmaya karar verdım'. Yıllardır içiyormuş, çok sevdiği gavur ustasıyla bağlantılı anıları bile varmış sigarayla ilgili. Sağlık? Tabi o da bir sebep, ama asıl sebep kendi zihnini kendisinin kontrol etmek istemesi olmuş. Çok çalışkandı, vefat ettiği gün bile keçi kafası ayıklıyormuş bahçesinde...

Beyindeki nöronların hepsi aynı anda çalışamadığından dolayı ( enerji açısından optimum da değil ), bilinçaltı denilen bir şey ortaya çıkmış olabilir. Çünkü zihin çalıştığı sırada belirli bölgelerde parlama oluyor. Bu parlama Nöronlara gelen elektrik akımından dolayı ortaya çıkıyor. Nöronlar da aynı transistör gibi çalışıyor fakat daha esnek ve karmaşık bir yapıya sahipler.  Bilinç açıkken beyin açılıp, rastgele nöronlara elektrik akımı verildiğinde, denekler bir ses duyduklarını veya bir görüntü gördüklerini belirtiyorlar. Aynı zamanda beyin bilgisayar işlemcisinden farklı olarak paralel işlem yapıyor, yani arkada birkaç algoritma farkı devreler üzerinden aynı anda dönüp duruyor. Rüyada da beynin rastgele bölgelerine ( ya gerçekten rastgele, ya da bir modeli var henüz keşfedilememiş ) sinyaller gidiyor, beyin bunları daha önce yaşadığı olaylar ile yorumluyor ( yorumluyor mu yoksa fiziksel sinyaller olarak mı ortaya çıkıyor o da belli değil ). Bu yüzden Rüya'nın, rastgele görüntülerden oluşsa da sonuçta geçmişte yaşanan olayların saçma sapan bağlanması ile oluştuğundan dolayı, bilinçaltından bilgiler içerebildiği yorumu yapılabilir. Beyin aslında gördüğü her şeyi kaydediyor, fakat hatırlamak istediği zaman istediği her şeyi her durumda hatırlayamıyor, çünkü mesela her gün eve geldin ve anahtarını sehpaya koydun, bu şekilde bir sürü görüntü var, hangisini istiyorsun belli değil. Anı ile bağlantılı bir adres, yani onu özel olarak tanımlayacak bir etiket olması lazım ki çağırabilsin hafızadan. Mesela ayağıma cam parçası battığı gün anahtarımı koyduğum yer olarak çağırılırsa, o anıyı bulabilme ihtimali daha fazla. Rüyaların gerçekten bilinçaltından bilgiler barındırdığı kesin olarak kanıtlanamasa da, beynin içinde bir sürü işlem döndüğü ve çoğunun bizim bilincimizin dışında olduğu bir gerçek. Bu durumda sen eğer rüyalarını tek bir kişiye anlatıyorsan ( ya da anlattırılıyorsa? belli değil ) ve o kişi de asla rüya tabiri okumamanı ve rüyalarını başka kimseye anlatmamanı söylüyorsa ve buna ikna etmek için duygularını sömürüyorsa, bu çok tehlikeli bir durumdur. Olay çok karanlık yerlere gidiyor demektir. Beyninde farkında olmadığın yerlere, farkında olmadığın bilgileri yerleştiriyor olabilir. Özellikle eğer gece erken yatan birisi isen, ve çok uykun geldiğinde, hala o kişiyle konuşmaya devam ediyorsan, ve 'istersen yat canım, seni tutan yok' diyerek aynı zamanda da çok merak uyandırıcı ve duygularına dokunan olaylar anlatıp seni kendine dinlettirmeye çalışıyorsa, bilinçaltına senin olmayan, maktöcü düşünceler, duygular endişeler, korkular, sevinçler, üzüntüler sokuyor olabilir. Hatta ve hatta, çok sevdiğin ve saygı duyduğun birisinin, tipik bir köpocu olduğunu, tam bir köpocu olduğunu ( tekrar, iknayı arttırır ) söylüyorsa, ve bunu seni uykulu ve zayıf olarak gördüğü anda yapıyorsa, bil ki bilinçaltına maktöcü düşünceler yerleştirmeye çalışıyor bu karanlık kişi. Tabi yanılıyor da olabilirsin, bu ihtimali de aklından sakın çıkarma. 

İşinde gücündesin, aklına bir düşünce geliyor. Bu düşünce benim değil, nereden geldi? Bilinmez, belki yaşadığın bir olaydan, ya da başka bir şeyden? Belki de maktöcü nöronlar sebep olmuştur. Hatta bir sebebi bile olmayabilir, sebebinin ne olduğunu bilmemek; sebebi olduğu anlamına da gelmez. Fakat bir sonraki adımda, eğer aklına bu düşünce geldiği için kendini suçluyorsan işte burada bir sıkıntı var demektir. Evet, kendi üzerine sorumluluk almak iyi bir şeydir, yoksa yıkık olup bütün sorunlarının sebeplerini başkalarına yıkan bir insan olursun eğer sorumluluk almazsan. Fakat, sen suçlusun ve bitti, asla düzeltme şansın yok gibi bir düşünce aklına geliyorsa, ve sen asla böyle düşünmeyen bir insan isen önceden, maktöcü paralel algoritma, senin kendi algoritmalarının arkasında çalışıyor olabilir. Değiştiremeyeceğin şeyleri zaten değiştiremezsin. Şimdi her zaman şimdi olarak ilerliyor, kendini suçlayarak değil kendi üzerine sorumluluk alarak hayata devam etmen gerekir. Maktöcü paralel algoritmaların farkına varmasaydın belki sonsuza kadar kendini suçlayacak, ezik hissedecek ve sorunlarını başka şeylere yıkarak devam edecektin hayatına. Farkına varmak da oldukça rahatsız edici ve kötü hissettiriyor, eğer hiçbir sebebi yokken aklına gelip duruyorsa yerleştirilmeye çalışılmış düşünceler, bak şimdi yerleştirilmiş değil yerleştirilmeye çalışılmış oluyor, çünkü farkına vardın! Bu düşünceler senin değil! Kendi beynini kendin yönet, başkasının yönetmesine izin verme. Ne bir bağımlılığın, ne de bir başkasının. Başkalarının yorumları, övgüleri veya yergileri senin değerini oluşturmuyor; kendi değerini kendin oluşturuyorsun! Başkalarından gelen bilgileri, kendini yüceltmek için kullan, kendini aşağıya çekmek için değil! Kendini yüceltmek için yara alman gerekebilir, sabret, yara aldıkça gelişeceksin. Neyin değiştirilebileceği veya neyin değiştirilemeyeceğinden haberdar ol! Kendini kandırma! Gerçeği bükemezsin, bükülen şeyler eninde sonunda beklemediğin şekillerde ortaya çıkar. Gerçeği bükemezsin çünkü o kadar karmaşık ki her şey, öğrendikçe bilmediklerinin de ne kadar fazla olduğunu öğreniyorsun, tek tek nasıl hepsini büküp bir yalanı gerçek gibi anlatabilirsin ki? Bükük yargıların ortaya çıkmaması mümkün görünmüyor, etrafta fark edebilenler oldukça. 


( MAKTÖ : Mareşkhum Koutjulous Terör Örgütü )

11 Nisan 2022 Pazartesi

Ruh da diyor Güç de diyor

   -1-

Akıl yürütme eğer doğa ile ( yani beyin ve dışarısı ile ) sürekli test edilmiyorsa; yanlış, hastalıklı veya karanlık yerlere götürebilir. Ne kadar zeki olsa da bir akıl, kendi içinde dönüp duruyorsa hiçbir geri besleme veya giriş çıkış alıp bunları kendi içinde döndürdüğü algoritmalarda kullanmıyorsa çok yanlış yerlere gidebilir. Çok güçlü bir işlemci olsa, akıl almayacak hızlarda çalışsa fakat hiçbir giriş çıkışı olmasa, ne işe yarar? Ürettiği algoritmalar yanlış mı doğru mu bilinemez bile, çünkü içinde ne döndüğü bilinemez. İstediği hızda ve kapasitede çalışsın, dışarıdan veri alıp dışarıya veri vermiyorsa, yani doğa ile hiçbir iletişimi yoksa, ne anlamı olur? Bir işe yarar mı? Doğru sonuç üretebilir mi? Giriş çıkışı da olsun, bunları eğer içerisinde döndürdüğü algoritmada kullanmıyorsa gene yaptığı çıkarımlar doğru olmaz. Bu da yetmez, t1 anındaki girişleri aldı kullandı bir bilgi çıkardı, peki ya bu bilgi t2 anında geçerli değilse? Peki t3? t4? Aynı bu örnekte olduğu gibi, tek bir örnekten tümevarım yaparak genelleme yapılamaz, çünkü giriş ve çıkışlar sürekli ve hem doğrusal olmayan ( yani belirli bir oranda artıp azalma veya toplanıp çıkarma ile modellenemeyen ) hem de rastgele ( belki bilmediğimiz için rastgele, belki de modelini çıkaramadığımız için ) değiştiği için bilginin sürekli değişmesi gerekiyor ki kullanılabilir, güvenilebilir, işe yarayabilir veya doğruya mümkün olduğu kadar yakın olacak şekilde tahmin edilebilir olsun. Aynı şekilde akıl da böyle, dışarıdan gelen ve dışarıya gidenler ile sürekli test edilip güncellenmesi gerekiyor, yoksa yanlış bilgiler sanki doğruymuş gibi gelmeye başlayabilir, çünkü eğer bu beyin zeki bir beyin ise, zekasına güvenip yanlış bilgileri doğruymuş gibi kabul ederek kendi kendini körleştirip bunun farkına bile varmayabilir. Tek başına akıl yürütme, eğer dışarısı ile ( doğa - ya da her şey? hayat? )  hiçbir iletişimi yoksa, zeka ne kadar keskin olursa olsun, çok yanlış sonuçlar çıkarabilir ve bunlar doğruymuş gibi kabul edebilir ve bu kabulü yaptığını bile anlamayabilir.  

 -2-

İşyerinde ve evde insanlar tamamen farklı rollere bürünüyorlar. Doğal olarak böyle oluyor çünkü işyerindeki ve evdeki ortam birbirinden tamamen farklı yerler. Takım elbiseli ders anlatan koskoca profesörü evde pijamayla hayal edince çok garip oluyor değil mi? İkisi de aynı insan fakat farklı ortamlarda farklı rollere bürünüyorlar. Tabi bu durumda eve iş getirmeyip evin huzurunu bozmamak da önemli çünkü işyerindeki insanların amacı, davranışları, hareketleri ve rolleri evdekilerden çok farklı. Mesela işyerinde adam dandik bir markanın ürününün en kalitelisi olduğuna inanmış ( nasıl manipüle edildiği tipinden ve hareketlerinden bile belli olur bazen ) bir şekilde karşına gelebilir. Bu durumda ne yapacaksın? Adama mantıklı açıklama yapsan bile inanmaz, çünkü muhtemelen dandik marka, mantıklı açıklama yapılarak kaliteli olduğu anlatılmamış, bir şekilde inandırılmış. İstediğin kadar mantıklı açıklama yap, fark etmez, saçını başını yolarsın. ( Beklemek de bir çözüm, çünkü dandik ürün uzun yıllar çalışamayacak ve patlayacak. Tabi başka seçenekler de var. Çünkü beklemek her zaman optimum çözüm olmayabiliyor. ) Ne yapacaksın? Önce adamı gözlemleyeceksin, Adamın tipi nasıl? Vücut dili nasıl? Hareketleri nasıl? Yüz ifadesi nasıl? Ses tonu nasıl? Bakışları nasıl? Senin dediğin hangi sözden hangi şekilde etkileniyor? Toplayabildiğin kadar veri toplayacaksın, ya hızlıca onun düşünmesine bile fırsat vermeden bir açığından girip yerleştirmek istediğin düşünceyi yerleştireceksin ya da gözlemlere devam edeceksin, zıt düşüncelerinden, kötü veya duygusal olarak kötü hissettirecek sözlerinden mi duygusal olarak daha çok etkileniyor yoksa övgülerinden, iyi ve güzel sözlerinden mi? ( Bu durumdan duruma, sözden söze göre de değişebilir. ) Çünkü insan kendini bir duyguya kaptırdığı zaman düşünmeden karar verebiliyor. Karakteri nasıl? Acaba suyuna mı gitmeliyim yoksa tartışmaktan mı hoşlanır? Herhangi bir temel ihtiyacı eksik mi ( uykusuz, aç, susuz? veya mutsuz? ) buraya neden gelmiş olabilir? Tabi her bir aşamada çok iyi dinlemek gerekiyor, sadece sözlerini değil de o sözleri söyleyen beynin içindeymiş gibi, sanki bu sözleri söylerken ki duyguları yaşayan kişi senmişsin gibi ki ayna etkisi ile ona ' hmm, benim gibi birisi' düşüncesini yerleştirip daha sonra ikna edebilme şansını arttırabil. Bunlardan hiçbiri işe yaramayabilir de, anlatmakla olmaz, sürekli deneyerek yıllarca tecrübe kazanmak gerekli. Bu konuda en tecrübeli olan mesleklerden bir tanesini ( interrogator ) icra eden adamın da kitabında detaylıca anlattığı gibi (1), pratik yapmadan bu beceri asla kazanılamaz, tabi hiçbir beceri pratiksiz kazanılamaz ( akıl yürütme ile yürüye yürüye nereye gideceğin belli olmaz ). Aynı zamanda, bu kadar bilgi ve pratikten sonra, kitabı yazan kişinin de dediği gibi, İş'te edinilen manipülasyon teknikleri asla Ev'de kullanılmamalı, çünkü bu konuda sana yetişememiş olmaları gayet normal olan eş ve çocuklarının hayatlarında derin yaralar açabilirsin, akıl hastalıklarına yakalanma ihtimallerini oldukça yükseltebilir ve bir birey'e yapılabilecek en büyük kötülüklerden birisini; Hayata, İnsanlığa karşı umutlarını ve inançlarını yok etmiş olabilirsin. Hedefsiz ve anlamsız bırakabilir, sadece şikayet eden, yüceltecek veya kendini geliştirecek, hayata atılmasını sağlayacak hiçbir şey yapmayan, zeki de olsa akıl yürüte yürüte suçu hep bir şeylere atıp kendi üzerine asla hiçbir sorumluluk almayan, kendinden gelişmiş birisini görünce hakaret üstüne hakaret kusan bireylere dönüştürebilirsin. Bir insana yapılacak en büyük kötülüklerden birisi de budur. Ev'e asla İş getirmemek gerekir. 

 -3-

 increscunt animi virescit volnere virtus

Nietzche'nin kitaplarından birinde (2) geçiyordu bu cümle, benim hayat mottom diyordu. Okuduğum ingilizce tercümesini yapan kişi, yazar Latince'den  direkt alıntı yaptığı için olduğu gibi bırakmış anlam derinliği gitmesin diye, belki de okuyucunun araştırmasını, düşünmesini istemiştir Nietzsche'nin de yaptığı gibi. Nisaya sordum hemen, düşüncelerini paylaşa paylaşa çevirdi, Türkçe çevirisi İngilizce çevirisinden daha iyi oldu, ki Nietzche'nin hiçbir Türkçe çevirisini de beğenmememe rağmen bizimki bence hepsinden de iyi oldu. Dedi ki ' Ruh da diyor, Güç de diyor, yara aldıkça gelişir diyor' Türkçe mis! yorumunu da yapmıştı, bağlaçsız yazabiliyoruz direkt diye. Ekledi sonra, 'Ruh dediği mesela aynı zamanda mantık da demek', 'O güç dediği de aynı zamanda cesaret, adamlık, sağlamlık gibi bir şey'. Şimdi oldu. Hayatın her alanında geçerli olan bir motto değil mi ama? Tüyler ürpertici! Yarı Türk yarı Amerikalı İngilizce hocam söylemişti, kolay yol falan diye beklemeyin hiçbir şey öğrenemezsiniz, kendinizi zorlamanız gerekiyor. Nasıl spor yaparken eğer hafif ağırlıklarla hiç kaslarını ağrıtmadan, kolay kolay çalışınca kasların hiçbir şekilde gelişmiyor, kendini zorlayınca, kaslarını ağrıtınca gelişme gösterebiliyorsan ( kas liflerinin yara alması gerekiyor ki dinlenme sürecinde kendini yenileyip daha güçlü olabilsin, bir dahaki sefere hazırlıklı olabilmek için ) , aynı İngilizce öğrenmek de böyle, oturup çalışacaksın, hata yapacaksın, kendini zorlayacaksın, beynini kullanıp zorlayacaksın, hata yapıp utanacaksın, kötü hissedeceksin, rahatsız olacaksın, benliğin yaralanacak belki, ama hata yaptıkça aklında daha çok kalacak. Kendimi nasıl ifade edebilirim diye düşüneceksin, dinlerken veya okurken bir sürü bilmediğin kelime karşına çıkacak, bunların anlamı ne olabilir acaba diye beynini zorlayacaksın, öğrenirken çıkarım yaparken beynin zorlanacak, başın ağrıyacak, hah işte eğer bunlar oluyorsa öğreniyorsun demek. Yoksa öyle tembel tembel yatarak bir şey öğrenemezsiniz demişti. Mantık? Aynı şekilde, kendi teorilerini ilk paragrafta anlattığım gibi en saldırgan eleştirmenden daha saldırgan bir şekilde eleştirmen ve doğa ile her aşamasında test etmen gerekiyor ki gelişebilsin ( algoritmada giriş ve çıkış verileri dinamik olarak ne kadar kullanılırsa, o algoritma o kadar iyi çalışır. Sürekli ince eleyip sık dokuyarak da algoritmanın sınırlarını, nerelerde çalışamayacağını da test etmek gerekir, her aşamasında doğa ile bilgi alışverişi içinde olması gerekir ), yanlış kısımları budanıp daha iyileri gelişsin, belki yeni gelişen bilgilerinin de yanlış kısımları olabilir, sürekli doğa ile test ederek ( ikinci paragrafta pratik dediğim de buydu ) budaya budaya daha yukarılara ulaşabilsin, köklerin daha derinlere, dalların daha yükseğe çıkabilsin. Kökler ilerlerken karşısına taş çıkabilir, ne yapacaksın? Taşın etrafından dolanabilirsin, taşı delip geçmeye çalışabilirsin, ya da önüme taş çıktı o yüzden yapamadım, diğerleri benden şanslı diye olduğun yerde durup şikayet ederek de hayatını geçirebilirsin, bunların hepsi birer seçenek, tercih senin. Yabancı bir ülkeye iş toplantısı için gittiğinde pasaport kontrolünden geçerken biletini sorar yabancı polis, gösterirsin ' e bunda dönüş tarihi yazmıyor' der ve geçemezsin, ne yapacaksın bu durumda oturup söylenip duracak mısın? Yoksa savaşmaya devam mı edeceksin? Eline baktın ne var? Laptop çantan. Laptopunu açtın, açılmıyor ney? Şarjı yok! Çıkardın adaptörünü bir tane priz buldun taktın açtın maillerini biletini buldun baktın tarih yazıyor mu? Yazıyor, ama Türkçe bu, ya polis kabul etmezse? Fark etmez belki eder, aldın kucağına laptopu çevirdin gösterdin camın arkasındaki polise, bak dedin dönüş tarihi yazıyor burada, güldü polis ve geç dedi. Toplantıya gidebilirsin! Oley! Sonsuza kadar mutlu musun şimdi? Hayır asla bitmez, hayat cihat. Mücadele sürekli devam ediyor. İş toplantısına gideceksin, orada kibar bir şekilde alttan alta tehdit edecekler belki seni işinle ilgili, ne yapacaksın? Ülkemin ekonomisi çok kötü o yüzden iş yapamıyoruz mu diyeceksin? E adam diğer rakiplerin de aynı kötü ekonomi şartlarında çalışıyor ve senden daha başarılılar derse ne diyeceksin? Onlar şöyle kötü ben şöyle mağdurum böyle mükemmelim de aslında işte hep önüme engel çıktı mı diyeceksin? Deme! Seni alçaltır. Onun yerine adamı gözlemlemek daha iyi bir seçenek, bu adamın amacı ney? Daha başarılı olmak, bunun için ne teklif edebilirim? Hangi spesifik problemi tarif edeyim ki onun hem bana çözüm önerisi veya bilmediğim farklı bir fikir verebileceği ve benim de başarımı arttırabilecek ve uygulanabilir bir çözüm- yeni problem- çözüm - yeni problem... zinciri olsun? Sürekli ihanet üstüne ihanet, yalan üstüne yalan, kötü hisler üstüne daha kötü hisler, stres üstüne stres, evde oturup bağımlılıklara bağlanıp yıkık gibi bütün sorunları hayatın bir parçası olan engellere ve zorluklara atmak mı yüceltir, yoksa bu zorluklarla savaşıp savaşıp daha fazla bilgi edinip onları da güncelleye güncelleye devam etmek mi? Yaşamak bu değil mi? Hayat bu değil mi? Kendini fanus içine hapsedersen, Ruh'un da, Cesaretin de, Gücün de yara almazsa, zorlanmazsa, gelişemez ki! Bu durumda Kabil'in yaptığı gibi suçu Allah'ın Habil'e torpil geçmesine atıp ondan nefret etmeye başlayıp hakaret mi kusacaksın senden daha başarılı olanlara? Yoksa senden daha başarılı olsun veya olmasın, senden daha yükseğe ulaşmamış olsa bile belki gövdesi daha kalındır? Belki odunu daha serttir? Belki de dallarının dizilişinde vardır bir hikmet. Ya da meyvesi çok değişiktir, kim bilir, her insandan öğrenebileceğin bir sürü şey yok mudur? Hakaret kusarak iletişim kurmayı engellememen gerekir. Çünkü belki Ego'nun yara almasından korkuyorsun, korkma! Yara aldıkça gelişecek aslında. En iyi sebze ve meyvelerini seçip kurban etmen gerekiyor ki gelecek, doğa, bütün insanlar, evren? Her şey! senden yana olsun. Sadece şimdiyi düşünüp en iyi ürünlerini Her Şey için kurban etmezsen ileride başın belaya girebilir, şimdi hissettiğinden daha kötü hissedebilir, şimdi olduğundan daha başarısız olabilirsin. Bu durumda başarılı olana hakaret kussan da, öldürsen de daha iyi hissetmeyeceksin, tam tersine yaptıklarından pişman olacaksın. Başarı daha fazla başarıyı, başarısızlık da daha fazla başarısızlığı tetikliyor, zinciri bir yerde kırmak gerekli, yara almaya bir yerden başlamak lazım. Yoksa nereye kadar? Anlık zevkler mi sadece hayatın anlamı? Bir dal yaktın biter bitmez canın yenisini isteyecek, sonra bir tane daha ve bir tane daha, sonsuza kadar... Yenisini yakmadan asla stresin azalmayacak, bu durumda dal sana zevk mi veriyor yoksa kendine bağlayıp yeni bir dal yakmaya mı mahkum ediyor? Anlık zevklerle nereye kadar gidecek? Sadece beyninin içine hapsedersen kendini, dışarıyla hiçbir bağlantısı olmazsa, ya başka beyinlerle ya da doğa ile ya da bir kitap? yazı? herhangi bir şey! Beynin tek istediği ne olur? Zevk! Al uyuşturucuyu yak bir dal ya da iç oh mis! E nereye kadar? E tabi bu da bir seçenek, isteyen istediğini seçer, herkesin kendi hayat mottosunu seçmeye hakkı var tabii. Tıpkı zinciri bir yerden kırıp yara almaya başlama seçeneği de olduğu gibi. 


(1) Hartley, Gregory; Karinch, Maryann - How to Spot A Liar Why People Don't Tell the Truth... How Can You Catch Them
(2) Nietzsche, Friedrich - Twilight of Idols, or, How to Philosophize with Hammer