"No one can construct for you the bridge upon which precisely you must cross the stream of life, no one but you yourself alone "
Friedrich Nietzsche
Çok duygusal, savcı annesiyle yaşayan, bana göre iyi ama darmadağınık, kötü arkadaşlarının normlarına uyması gerektiğini düşündüğünden hocaların gözünde kötü sayılabilecek davranışlara ve alışkanlıklara sahip, öğrencilerin de sıkça dalga geçtiği, aynı sırada oturduğum bir arkadaşım vardı lise 3. sınıfta. Liseye başlamadan önce beklentilerim çok olmasa da biraz daha yüksekti, 8. sınıfta liseden bir fizik hocası gelmişti ve zıp oyunu* oynatıp organize çalışmanın önemini anlatmıştı. Beyaz ve kalın yakalı gömlek giyiyordu her zaman, bazen açık mavi de olabiliyordu. Altına da koyu renkli pantolon. Kollarını dirseklerine gelmeyecek kadar sıyırıyordu gömleğin, adamı nerede görsek hep aynı kıyafetle geziyordu ve mimikleri de sanki Cihangir'de veya Kadıköy'de çokça görülen, tiyatrocuymuşçasına yüzüne o an yaşadığı duyguyu abartılı bir şekilde yapıştıran insanlara benziyordu. Derslerin birinde bana döndü ve dedi ki "Sen çok akıllısın ama arkadaşın kötü, bence arkadaş tercihlerini bir gözden geçir". Midemde karıncalanma ve sıcaklık hissettim ve gözlerim kocaman açıldı, biraz da terledim. Ne demek bu? Beni de arkadaşımı da ne kadar tanıyorsun ki bu yargıya vardın? Biz senin ideallerine uymak zorunda mıyız? En önemlisi: kendi arkadaşımı ben seçerim. Sonra sınıfa dönüp " Oblomov kimler burada söyleyin, ney? Oblomov'u okumadınız mı? Kesinlikle okuyun". Gittim aldım bir sonraki derse kadar bitirdim. Çok etkilendim, benzer noktaların fazlalığı beni çok şaşırtmıştı. Sordu "okuyan var mı?" diye; el kaldırınca, "Sınıfta kimler Oblomov söyle, bir tanesi arkadaşın dimi?", "hayır, Oblomov'da kendimi gördüm" dedim. Donuk ve kaşlarını kaldırmış bir şekilde kısa bir süre baktı, sonra tenefüste yanıma gel sana başka kitaplar da önereyim dedi. Yanına gidince, "Bu tarz kitapları çok okursan imanın zedelenir, ateistleri çok okuma sen git bizim kırtasiyeye Şeytan'ın Hileleri diye bir kitap var al onu oku" dedi. Düşündüm, eğer hakikate iman edeceksem, okudukça neden hakikatten sapayım? Kendi hakikat yorumunu mu bana dayatmak istedin? Yoksa onların da amacının manipülasyon olduğunu mu düşünüyorsun? Yoksa iman görecelidir ve bizimkiler bizim gibi iman etmelidir diye düşündüğünden mi? Ya da yukarıdan birileri bu hoca çocuklara kafirlerin kitaplarını önerip duruyor diye kızar diye mi? Yoksa okuyanlara bu kitapları önerin diye mi talimat geliyor? Yoksa benim senin gibi saf olduğumu düşünüp herkese hemen düşeceğimi mi sandın? Çünkü içten içe zavallılığını biliyorsun da, eğer sana inanıp önerdiğin kitabı okuduysam, diğerlerinin karşısında hiç şansın mı yok? Ya da senin için önemsiz değersiz birisiyim, kendi basit düşüncenle iyi olacağını düşündüğün şeyi yaptın ve geçtin, sonuçlarını pek umursamadan. Yok eğer manipülasyon ise bu, insan birkaç kitap daha önerir de yavaş yavaş geçiş yapar, Oblomovluktan onu bile yapamadın belki de. Ya da çok zeki olduğuna körü körüne öyle bir inanmışsın ki, benim kaç gömlek gücünde olduğumu tespit edemeyecek kadar gerçekten uzaklaşmışsın.
O zamandan beri okuyacağım kitapları ben seçtim. Çünkü tutku ile seçtiğim bir kitabı okumak, başkasının dayattığı, önerdiği ya da ödev diye verdiği kitabı okumaktan çok daha zevkli, anlamlı ve eğer tutku ile okumayacaksam, niye okuyorum ki? Makine miyim ben?
*Zıp oyunu: Bütün sınıf halka şeklinde dizilir, başlangıç noktası seçilir, baştan sona kadar herkes sol elini sağ eline vurup zıp der sırası geldiği zaman. İlk seferinde 10dk iken sonra deneyip çalışıp organize olup 1dk'nın altına kadar düşebilmiştik.
*Zıp oyunu: Bütün sınıf halka şeklinde dizilir, başlangıç noktası seçilir, baştan sona kadar herkes sol elini sağ eline vurup zıp der sırası geldiği zaman. İlk seferinde 10dk iken sonra deneyip çalışıp organize olup 1dk'nın altına kadar düşebilmiştik.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder