Göz kaç megapiksel? Sorusunun cevabı yok, çünkü gözün pikseli yok. Dijital değil analog, görüntüyü direkt alıp kaydediyor fakat tabi ki büyütme veya birebir kaydetme özelliği yok. Şu an gözün gördüğü görüntü birebir olsa da biraz önce şu an derken gördüğüm görüntü birebir hafızada kaydolmuyor. Ne kadar geriye gidersek bu bozulma artıyor fakat bazı anılar daha çok akılda kalıyor. Bütün anılar da bizim perspektifimizden olduğu için, mesela hafızada asıl halinden büyük olarak hatırlanan ilkokul bahçesine gidildiğinde sanıldığı kadar büyük olmadığı fark ediliyor. Bu kadar anıyı aynı anda düşünemiyoruz fakat beynimiz bir yerlere kaydediyor, belki duygusal etkisi fazla olan anılar daha çok hatırlanabiliyor. Hatırlayamadığımız fakat bilinçaltımızı etkilemiş, davranışlarımızı ve içgüdülerimizi şekillendiren anıların olduğu söyleniyor.
Benim aklıma iyice kazınmış bir anım var. Küçükken, 11-12 yaşlarımdayken olması lazım, babam ile beraber yazın işe gidiyordum, bana bisiklet almıştı iş merkezinin sitesinde bisikletle dolanıp duruyordum. Babamın yanında çalışan iki kişi vardı, babamdan yaşça küçüklerdi, kalfa ya da ortak denebilir çünkü makine başına pay alıyorlardı. O yaşlarda bilginin çoğunu öğretmenlerden, dükkana gittiğimde ise babamdan ya da yanında çalışan kişilerden alıyordum. Babam çok meşgul oluyordu, iş yerinde babamla konuştuğumu hiç hatırlamıyordum. Fakat çalışanlarla sıkça muhabbet ediyordum. Benden yaşça büyük olduklarından dolayı, hem hayat konusunda hem de iş konusunda söylediklerini dinliyordum ve bilgi kaynağı olarak kabul ediyordum istemeden de olsa. Birisinin saçlarını gösterdiğini, bak sigara içersen böyle olur saçların dökülür dediğini hatırlıyorum. Sararmış dişlerini gösterip bak sigara içersen böyle olur dediğini, küçük yaşta sigaraya başlarsan asla bırakamazsın o yüzden başlama dediğini, diş fırçalarken birisinin diğerine sen sigara içiyorsun aman fırçalarımız karışmasın dediğini hatırlıyorum. Bizim dükkanın biraz ilerisinde köşeyi dönünce bir tornacı vardı, torna işlerimizi ona yaptırıyorduk. Orada da çalışan bir kalfa vardı, nedenini bilmediğim bir şekilde ondan korkuyordum ama sürekli çalışmasına da saygı duyuyordum. Akşam çıkmadan önce ellerini yıkarlarken bana yıpranmış ellerini gösterip bak sigara içersen böyle olur dediğini hatırlıyorum. Hepsi aynı günde olmadı, bir gün sabah gelip akşama kadar ne yaptığımı hatırlamıyorum ama bu anıların hepsi sahne sahne aklıma geliyor o zamanları düşününce. Aynı kişinin bana eğer sigara içersen çok kötü kokarsın, kızların hiçbiri bakmaz sana, kimse evlenmez seninle bak benim gibi leş gibi olursun dediğini hatırlıyorum. Bütün çevre aklımda yok ama bu sözler aklıma kazınmış gibi sanki.
Sigara içmeyi çok kez denedim, nedenini bilmiyorum, belki neredeyse bütün üniversite içiyor diye, belki muhabbet ortamına girmek için, belki filmlerde ya da kitaplarda en karizmatik karakterin sigara içmesinden dolayı bilinçaltımda bir içgüdü oluşmuştu, içimde bir sigara içme dürtüsü vardı, her fırsatta denedim fakat hiçbir seferinde ikiden fazla kez çekemedim, midem bulandı, başım döndü. Hem içimde içmek için bir dürtü vardı, hem de sigara bana iğrenç geliyordu. Bana iğrenç gelirken anılarımı düşünmemiştim, hiçbir şey düşünmemiştim sadece içmeye çalışırken iğrenç geliyordu. Belki zorlasam içerdim, ama içmedim.
Denemelerden beri şimdiye kadar geçen zaman boyunca zaman zaman acaba benim akciğerlerim mi hassas yoksa başka bir sebebi olabilir mi diye düşündüğümü hatırlıyorum. Daha sonra nasıl oldu bilmiyorum ama ikinci paragrafta anlattığım anılar aklıma gelmeye başladı. Burada kesin bir çıkarım yapmak çok zor fakat bu anılar bilinç altıma girip içgüdülerimi etkilemiş olabilir. En ilginç olanı ise sigara üzerine düşünürken, sigarayı denerken bu anılar asla aklıma gelmiyordu. Daha sonra ben neden içemedim diye düşününce aklıma geldi. Bunun nedeni genetik de olabilir, geçmişimde yaşadıklarım da. Fakat bilinçaltındaki içgüdülerin bizi etkilediği aşikar. Kesin olarak sonucu değiştirmeyebilir ama belki de sigaraya karşı benim isteme içgüdümün üzerinde bir kalkan oluşturmuş olabilir.
25 Mart 2020 Çarşamba
19 Kasım 2018 Pazartesi
Tayvan Hakkında
Yurt dışına ilk defa 2017 yılında iş toplantısı için çıktım. Yoğun kar yağışı sebebiyle uçak seferimiz iki kez ertelenmişti, normalde 11 gün kalacaktık fakat 9 gün kaldık. Normalde ben gitmeyecektim, ziyaret edeceğimiz şirket Hiwin'de Türk çalışan vardı, babam İngilizce bilmediğinden o arkadaş iletişim kurmasına yardım edecekti fakat gene de ne olur ne olmaz diye beni de yanında götürmeye karar verdi. İyi ki karar vermişti çünkü bir hafta kala Türk çalışanı işten çıkardılar ve bütün tercüme işi benim üstüme kaldı.
Tayvan'da bir gelenek var, büyük şirketler yılda bir Çin yeni yılından 1-2 hafta önce bütün elemanlarını topluyorlar ve hep beraber yemek yiyorlar aynı zamanda her departman kendi arasında tiyatro oyunu oynuyor veya şarkı söylüyorlar. Aynı zamanda dünya genelindeki bütün distribütörlerini çağırıyorlar ve bu sayede bir sürü milletten insanlar ile tanışma fırsatını yakaladım.
Uçağın büyük çoğunluğu çekik gözlüydü, hayatımda ilk defa erkek kabin görevlisinin fotoğrafını çeken kız gördüm, akşam yemeği partisinde de ilk defa gördüğüm birkaç kız beni durdurarak fotoğraf çekmek istemişti, böyle bir şey Türkiye'de ünlü olmayanların başına pek gelmez.
Hava limanından indiğimizde ilk dikkatimi çeken şey herkesin kurallara sıkı bir şekilde uyuyor olmasıydı, sanki insan değil de birer robot gibi hareket ediyorlardı. Hayatımda ilk defa bu kadar çekik gözlü insanı bir arada görmüştüm ve ilk başta mimiklerini çözemediğimden anlık duygusal durumları hakkında hiçbir fikrim yoktu. Hava limanı Taipei şehir merkezinin batısında olan Taoyuan şehrinde fakat biletlerde Taipei olarak geçiyor. Tao şeftali, Yuan ise bahçe demek Çincede. Tayvanlılar iki dil konuşuyorlar, birisi resmi olan ve okullarda öğretilen, aynı zamanda Çin'in de resmi dili olan Mandarin Çincesi, ya da onların deyişiyle Putonghua. Diğeri ise yazılı olmayan ve daha çok aile içinde konuşulan Tayvanca, Çinceden yıllar önce ayrılmış olduğundan arada benzerlikler olsa da Çince bilen birisi için anlaşılabilir değil. Tayvancayı genelde ataları en az 2 kuşaktır Tayvan'da yaşayanlar biliyor, Çin iç savaşından sonra gelenler bilmiyor. Taipei en kuzeydeki şehir, Bei kuzey demek, güney uçtaki şehir ise Tainan, Nan güney demek. Taichung ise ortadaki şehir, Zhong orta demek, hatta Çincede Zhong-Guo orta ülke demek, çünkü kendi bakış açılarına göre kendilerini dünyanın ortasında zannediyorlarmış. Çin'in aksine daha karışık olan Geleneksel Çin alfabesini kullanıyorlar, fakat konuşma dili çoğunlukla aynı. Bizim ziyaret edeceğimiz şirket Taichung şehrinde olduğu için uçaktan iner inmez bizi bir transporter aldı, şoförü kadındı, ufacık boylu olmasına rağmen koca valizleri kaldırabiliyordu, bu da çok garibime gitti, kadın erkek demeden bütün Tayvanlılar hiç bir işi yapmaya üşenmiyorlar, yani çok çalışkanlar.
Gece 2 de varmıştık Tayvan'a, yolda giderken bütün şerit aralarında ışıklar vardı ve şaşırdık bu adamlar bunları koymaya hiç üşenmemiş mi, yollarda ayrıntılı olarak Çince yazılar vardı birsürü, Tabelaların hemen hemen hepsi Çinceydi fakat yol tabelaların altında İngilizce de vardı.
Hiç hayatında çekik gözlü görmemiş birisi hepsinin görünüşünü aynı zannediyor fakat birkaç kişi ile yüz yüze konuştuktan sonra yüz yapılarının genel kanının aksine aşırı farklı olduğunu anlıyorsunuz, fakat gene de genel hatları belirli bir çizginin dışına çıkmıyor, bazılarının göreceli olarak büyük gözleri olmasına rağmen hepsi çekik gözlü, boya hariç sarışın yok, genelde erkekler kılsız, deri altındaki yağları daha fazla, tenleri daha yumuşak, elmacık kemikleri çıkık ve burunları küçük. Gene çok ilginç olarak orada insanlar estetik burun küçültme yerine burun büyütme ameliyatı yapıyorlarmış. Büyük burun daha çekiciymiş.
Taichung şehri en büyük şehir değil fakat çoğu büyük şirketin orada olması nedeniyle ortalama gelir başkente göre daha yüksek, bir sürü BMW, Mustang hatta Tesla gibi pahalı marka arabalar vardı sokaklarda. İrili ufaklı sanayi bölgeleri var ve çoğunda üretim yapılıyor, tabi sadece büyük şirketler dünyaya açılabiliyor, diğerleri daha çok yerel veya yakın ülkelerdeki pazarlara ulaşabiliyorlar. Bir sanayi sitesinde iken yanımıza kamyon yanaştı, ve içerisinden bir kadın şoför indi ve bizdeki gibi erkeksi de değildi normal güzel bir kadındı. Bu sayede nüfuslarından daha fazla verim alıyorlar çünkü kadın veya erkek herhangi bir işi gayet normalmiş gibi yapabiliyor, zaten erkekleri de biz batılılara göre, oraya gidince onların hepsi asyalı biz batılı oluyoruz doğal olarak, daha çok kadınlara benziyorlar.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)