19 Aralık 2023 Salı

Kansızlığa Sövmemezlik

 "Nietzsche, çok zeki olduğunu düşündüğünden ana avrat dümdüz gitmiş Platon'a, kendine eşit görmüş"
Oruç Aruoba, Assos  

1

Moralinsiz! Ne gerek dipnota! Bu ne idüğü belirsiz kelime açıklıyor kendini zaten. Hocama söylenen laflar varya, onlar eleştiri değil hakarettir! Anlayamamaktandır, anlasaydı sözlerinin doğruluğunun dayanak noktası olarak gösterirdi. Asıl anlaşılmayan, ana avrat sövmeden nasıl okudukları bunların Platonu. Saf kavrayışa (ya da kavrayamayışa, safsa nasıl kavrayabilir ki hesaba katmadıklarını hesaba katmadığını hesaba katmadan?) sahip olduklarındandır belki de. Ya da ne kadar söverlerse sövsünler az geleceğindendir, kim bilir? Peki ya haksızlık etmediğimizi nereden anlayacağız? Tabii ki fren kontrolünü verdiğimiz daimoniondan! Ama içine daimonion'u doğuran adam öldü, o zaman ne yapacağız? Hastalıklı doğanlarla uğraşamayıp öldürsek mi yoksa hepsini? Zaten bir daha gelecekler dünyaya, ruhları ölmeyecek nasıl olsa! Ya da adaletimizi tanımlayalım, uyanlar kölemiz olsun, uymayanları da biz köle yapalım. Soyu krallara dayanan filozoflar yönetsin bizi! Onlar yapamadı, tavsiye verdikleri krallar geçsin başa! Kral kovuldu, o zaman bir okul kuralım da geleceğin filozof krallarını yetiştirelim! Biz hayattayken olmayacak, o zaman mükemmel kanunlarımızı oluşturalım da tapanlar gübrelikleriyle gurur duysunlar! Önce kanunlara uyarsak her şey müthiş olacak diye rahatlasınlar sonra neden hiçbir şey kanuna uygun gitmiyor diye huzursuzlanıp hayata kin kussunlar. Ah şu kanunlara bir uysalar, ne güzel olacak! Hiç acı çekmeyeceğiz, belki de doğmadan öleceğiz. Doğduysak da içgüdülerimizden gelen zenginliği aklımıza veri olarak vermek yerine aklımızın tökezlediği yerde bilinçaltımızdan fırlayan ve nerden geldiğini bilmek istemediğimiz daimonion'u komutan yapalım. Aklımızın almadığı şeylere yaslanmış oluruz böylece, bu sayade dürtülerimizin arasından en güçlüsünün frenlemediği her şeyi yapabiliriz. Ha! Mükemmel! Bilinçaltımız bizi yönetsin! Geri vites en iyisi, ne gerek var yücelmeye! Dönelim hayvanlığa. İlkel içtepilerin her istediği nasıl olabilecek ki? İdealar dünyasında belki, orada her şey aklımızın istediği gibi. Hiçbir şeyin olmadığı o mükemmel yerde rahat edebiliriz! Bilebildiklerimizle kısıtlanan soğuk ve sıkıcı, kurumsal binalara benzeyen mezarlığımızda.


2

Kimseyi suçlamıyorum, nasıl suçlayayım ki? Hakimler hakimsizliklerinden haberdar bile değilken, nasıl hakim olabilirim ki ben? Hakimlik taslayanlar ancak ve ancak haksızlıklarının farkına varmadıkça devam edebilirler yargılamaya. En büyük haksızlığı da kendilerine yaparlar oysa. Haksızlık yapmaya haklarının olmadıklarını düşünüp suçlarlar kendilerini, sonra da diğerlerini. Suçlaya suçlaya hayatta suçsuz bir şey kalmadığındaysa bu hayattan umudun kesilmesinin en mantıklısı olacağını sanarlar. Onları nasıl suçlayabilirim ki? Suçlaya suçlaya kendimi kansız mı bırakayım? Suçlamak neden gereksin? Neden suçlarız? Rahatlamak için? Daimonion frenlemiyor diye? İçimiz yatışıyor diye? Kanun korkusundan? Kanunlar bizi yatıştırıyor mu koruyor mu, bizi bizden koruyarak mı yatıştırıyor yoksa? Ney, kanuna karşı mısın! Hiçbir şeye karşı değilim kanundan başka. Tarafını seç! Neden başkasının tarafını seçeyim ki? Köle miyim ben?

3

Söven sövmüş mü, övmüş mü yoksa çözmüş mü? Sövdüğüne henüz rastlamadım, belki ileride rastlarım. Gerçi üçünden hangisinin hangi oranda olduğu da yargılayanın yargısının ön yargısına göre değişir. Önsüz olabilmesi için değişebiliyor olması gerek yargının, ağaç değil ya bu, saplanıp kalırsa çürür gider! Ağaç olabilmek için köklerinin derinlere inmesi gerekir ki dallanabilsin; yukarıya ve sağa ve sola ve aşağıya. Yoksa büyümeye ihtiyacı olmadığı bir dünya mı hayal etsin? Büyümek çok zahmetli, ben en iyisi narkotiğimle uyuşturayım tüm algılarımı da rahatlayayım, böylece ağaç olmama gerek kalmaz! Böylece bodurluğumdan utanç duymam, zaten utanç kansızlığa çare değildir! Canlılık renklendirir, büyütür, kıpır kıpır hareket ettirir, dans ettirir! İdeallerimizin kanını boşaltırsak geriye soğuk taşlar kalır, onlar da neresinden tutsak elimizde kalır, kum olup dağılır. Bilmediğimizden korkmaktandır bu da, manda bile bilmediğine sağdırmaz sütünü. Ey manda! Ya içinde iğne varsa da midem delinirse diye yemeyecek misin samanı yoksa? Güzel sütün nasıl yağlanacak sonra?



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder